|
alopesi.com |
|
|
saç dökülmesi
sorunu |
|
|
|
|
|
Ana Menü | Editörden | Hastalar İçin | Literatür | Haberler | Medyadan | İletişim |
|
| . | |
|
Alopesi areata nedir?
Peki bu hastalığa nasıl bir Türkçe karşılık bulacağız? Ne yazık ki, şu anda tüm klinik şekilleri betimleyecek tıbbi bir terim bulunmamaktadır. O nedenle bu isimlendirmelere alışmamız gerekecektir. Bu konuda geniş açıklamaları "Neden alopesi.com" isimli yazımızda bulabilirsiniz. Bu arada 1990 lara kadar rağbet görmüş olan Francızca "Pelade" kelimesi de yerini Latince kökenli alopesi areataya terketmiştir. Hala kullanan hekimlerimiz de vardır. Şimdi en çok merak edilen iki konuya geliyoruz; bu hastalığın sebebi nedir ve tedavisi nasıldır? Sebep
konusunda ki düşünceler tarih boyunca değişiklikler göstermiştir.
1970 lere kadar süren bir görüşe göre vücuttaki iltahap odakları,
özellikle de "Diş çürükleri" çok
önemseniyordu. O kadar ki, birçok doktor saç tedavisine girmeden
önce hastayı dişçiye gönderiyordu. Bu durum Almanya ve İsviçre'de
hala böyledir. Sinir sistemi, daha doğrusu "Ruhsal Nedenler" her zaman ön planda tutulmuştur. Nitekim, bir çok hastada ani ve şiddetli bir stresin etkisi daima bulunmaktadır. Ailede bir sorun, maddi bir kayıp, hastalık ve vefat durumları gibi üzüntü veren konular hep konuşulmaktadır. Ayrıca sosyal konular, imtahan ve evlilik öncesi gibi meseleler ile ani korkular (deprem) da her zaman rastladığımız durumlardır. Yanlız burada bir konunun ön plana çıktığını da belirtmeliyim. Benzer sorunlarla karşılaşan herkes aynı tepkiyi vermemektedir. Daha yoğun stresle karşılaşsa dahi bazı kişilerde böyle sorunlar yaşanmamaktadır. Burada temel sorun "Kişilik Yapısı" ndan kaynaklanmaktadır. Kuruntulu, sorgulayan, ince düşünen (aydın tipli) kişilik yapısına sahip olanlar için tehlike daha büyüktür. Akademik ortamlarda ise yani bilim adamlarının üzerinde çalıştıkları konular şimdilerde "Genetik" ve "Otoimmünite" dir. Özellikle bağışıklık konusunda yapılan çalışmalar yakın gelecekte hastalığın nedenini açıklama yönünde önemli katkılar getirecektir. Tabii bunun tedaviye yansıması da beklenmektedir. Gerçekten, günümüzde tedavi yöntemlerinin bir çoğu immünülojik temele dayanmakta ve her geçen gün yeni bir tedavi yöntemi geliştirilmektedir. Ancak bunların çoğunun pratikte uygulanmadığını ve deneysel hüviyet taşıdığını da ifade etmek gerekir. Şimdi tedavi konusuna geldiğimizde; Bunu eski ve yeni tedaviler olarak ikiye ayırmak mümkündür. Eski
tedaviler doğal olarak sınırlı sayıdaki kimyasal maddelerden oluşan
karışımlardan ibaretti. Bu amaçla kullanılan saç losyon, iksir ve
toniklerinde genellikle gül suyu, alkol, levanta gibi taşıyıcılara
mentol, kafuru, asit salisilik ve resorsin gibi maddeler
karıştırılarak hazırlanırdı. Bir de bunlara güzel koksunlar, güzel
görünsünler diye parfüm ve boyalar ilave edilirdi. Çok uzun süre
hastalar böyle bir "Sihirli formül"
arayıp durdular. Eskiden beri hastaları vitaminler ve sinir sistemini rahatlatıcı ilaçlarla desteklemek adet olmuştur. Vakasına göre yararlı olabilir. Ancak ağızdan verilen ilaçlar çok değildir. Bunlar arasında kortizon hapları ve daha sonrasında bağışıklık düzenleyicileri sayılabilir. Bunların bir kısmı kanser tedavisinde kullanılan ciddi ilaçlar da olabilir. Bu tarz tedaviler her vakaya uygulanmaz, ancak yaygın ve inatçı hastalar için bir alternatif teşkil ederler. Yine eskiden beri ultraviyole, yüksek frekans, diyatermi gibi fizik tedavi yöntemleri tedavide kullanılmış ve zaman içinde bunlara diğer elektrikli aletler de katılmışsa da henüz "Lazer" in bu hastalıkta kullanımı devreye girmemiştir. Yine eskiden beri bazı alternatif tedavilerin (akapunktur, aromaterapi, homeopati, narkoz vs) uygulamaları devam edegelmektedir. Şu anda aklıma gelmeyen başka tedavilerin olabileceğini de ilave etmeliyim. Bizim
de tercih ettiğimiz "Mezoterapi"
uygulamalarını başka bir yazımızda geniş olarak anlatacağız. |
||||||||
|
|
||||||||